"Uçan Şato"


Kitabın Adı: Uçan Şato
Orijinal Adı: Castle in the Air
Yazarı: Diana Wynne Jones
Çeviren: Cihan Karamancı
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Fantastik Macera, Gizem
Sayfa Sayısı: 248
Seri Adı: Yürüyen Şato II. Kitap
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
“Hayal gücünüzü ve aklınızı şenlik alanına çeviren büyüleyici bir oyun…” Kirkus Reviews

ABDULLAH’IN HAYALLERİ GERÇEK OLUYOR!
Yürüyen Şato’nun yaratıcısı Diana Wynne Jones’un güçlü kaleminden çıkan yepyeni bir maceraya hazır mısınız?
Genç tüccar Abdullah’ın sıradan hayatı, bir yabancının kendisine sihirli bir halı satmasıyla birlikte altüst olur. Öyle ki, Abdullah hayallerini kurduğu hayatın tam ortasına düşer. Bir gece muhteşem bir bahçede uyanır ve hayallerinin kızı Gece Çiçeği’yle tanışır. Ancak, görür görmez aşık olduğu bu güzeller güzeli prenses kötü bir cin tarafından Abdullah’ın gözleri önünde kaçırılır. Böylece kahramanımız macera dolu bir takibe başlar.
Bu öyle bir maceradır ki, bir sürü sıradışı karakter de işin içine girer: aksi bir sihirli halı, sinirli bir şişe cini, sahtekar bir asker ve dik kafalı bir kara kedi. Acaba bu renkli tayfa kötü cinin gizemli evini bulup prenseslerle dolu şatoyu kurtarabilecek midir?

“Yürüyen Şato’nun devamı niteliğindeki bu coşkulu roman,mizahi öğeleri ve heyecanıyla bir önceki romanı aratmıyor.” ALA Booklist

Yorum

Bir önceki yorumunda serinin birinci kitabına hayran olduğumu belirttiğim gibi Yürüyen Şato serisinin ikinci kitabı olan bu kitabı da, elimden düşüremedim. Konu olarak biraz –tamam baya- Simbad ve Yürüyen Şato karışımı olmuş diyebilirim rahatlıkla. Öyle ki, temada çöl, cin ve sihirli halı üçlemesi açıkça mevcut. Fantastik öğelerin yanında yine o mizahi öğelerden vazgeçilmemiş kitabımızın konusuna gelirsek eğer; Abdullah’a babasından kilim dükkanı dışında hiçbir şey miras kalmamıştır. Bütün miras Abdullah babasının birinci eşine ve ailesine kalmıştır. Babası ona Abdullah hakkındaki bir kehanet yüzünden hiçbir şey bırakmamıştır. Bir gün Abdullah’ın kilim çadırından içeri eski bir kilimle bir adam gelir ve ona 500 altın sikkeye karşılık bu halının sihirli olduğunu söyleyerek satmaya çalışır ve Abdullah uzun pazarlık sonucunda bu halıyı 201 altın sikkeye alır. Günlerden bir gün Abdullah halının üzerinde uyuduğunda kendini bir anda bir sarayda bulur. Bu saray ona rüyalarındaki bir yer gibi göründüğü için karşısında prenses Gece Çiçeği’ni görünce ona prens olduğunu söyler ve daha sonra bunun bir rüya olmadığını anlayan Abdullah, prensese aşık olur. Keza prenseste öyle. İkisi kaçıp evleneceği ve Abdullah prens olmadığını söyleyeceği zaman kötü bir cin prensesi kaçırır ve suç o sırada saray bahçesinde olan Abdullah’a kalır. Artık o bir suçludur. Bu sırada Abdullah prensesinde bir kehanetle doğduğunu öğrenecektir. Prenses, babasında sonra ilk gördüğü erkekle evlenecektir, ama babası onu başka bir krallığın prensiyle evlendirmek istemektedir. Abdullah kimseyi prensesi kaçırmadığına inandıramadığı için hapisten kaçarak tek başına prensesi bulmaya çalışacağı bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta birkaç da dost edinecektir, ama bu pekte kısa olmayan bir yolculuktur ve bu dostlar biraz problemlidir.

Puanlama:


"Yürüyen Şato"




Kitabın Adı: Yürüyen Şato
Orijinal Adı: Howl’s Moving Castle
Yazarı: Diana Wynne Jones
Çeviren: Bülent O. Doğan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Fantastik Macera, Gizem
Sayfa Sayısı: 293
Seri Adı: Yürüyen Şato I. Kitap
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
“Mizah, büyü ve aşkın muhteşem bir karışımı.” Publishers Weekly

Diana Wynne Jones’un usta kaleminden çıkan eğlenceli, macera ve sürprizlerle dolu olağanüstü bir roman…

Sophie Hatter üç kız kardeşin en büyüğü olmak gibi kara bir talihe sahiptir, öyle ki kısmetini aramak için evinden bile ayrılamamaktadır. Ancak farkında olmadan Çöl Cadısı’nın hiddetini üstüne çektiğinde, korkunç bir büyünün etkisi altınca kalır: O artık yaşlı bir hanımdır. Bu berbat durumdan kurtulmasının tek yolu, tepelerde durmadan hareket eden bir şatodan, Büyücü Howl’un şatosundan geçmektedir. Sophie büyünün bozulmasını sağlamak için, kalpsiz Howl’la başa çıkmaya, bir ateş ciniyle pazarlık ve Çöl Cadısı’yla karşı karşıya gelmeye mecburdur. Bu macera sırasında Howl’un –ve kendisinin- bilinmeyen ve olağanüstü yanlarını keşfedeceklerdir.

Hayao Miyazaki’nin Oscar adayı olan animasyon filmi Yürüyen Şato’nun asıl hikayesi…

Yorum
Woah! Nasıl bir kitaptı bu böyle? Dün gece başlayıp saatler önce bitirdiğim kitap, belki de, Harry Potter serisinden sonra okuduğum en fantastiği bol olan bir kitaptı. Her an merak içindeydim. Kitabın belki on yıl önce animesini izlemiştim, belki de, daha uzun bir süre önce bilemiyorum, ama kesinlikle anılarım bulanık. Şu anda bile animesini tekrar izlemeyi planlıyorum. Seri kitabı olan Yürüyen Şato üç kitaptan oluşuyor. Diğer kitabına birazdan başlayacağım. Yalnız şunu da, söylemeliyim ki zannedersem seri olarak geçse de, kitap konuları birbiriyle bağlantılı bitmiyor. Konusuna gelirsek eğer; Sophie’nin babası ekonomik bir bunalıma girer ve ölmek üzeredir.  Bu yüzden Sophie ve iki kardeşini seveceklerini düşündüğü işlere yerleştirir. (Pastacı çırağı, büyücü çırağı) Sophie’ye ise; kendi şapka dükkanını bırakır ve ölür. Sophie’nin yapmış olduğu şapkalar kısa sürede ünlenir ve herkes tarafından çok beğenilip çok satar, ama bir gün dükkanın kapısından içeri Çöl Cadısı girer. Sophie ne olduğunu anlamadan bir anda altmış yaş birden yaşlanır ve yaşlı, kambur bir kadın olur. Sophie, nedenini bilmeden Çöl Cadısı’nın lanetinin kurbanı olmuştur. Ne yapacağını bilmeyen Sophie kaçmaya başlar ve karşısında kötü şöhretini duyduğu, genç kızların kalbini yiyen Büyücü Howl’un Yürüyen Şato’sunu bulur. Artık tek sığınacağı yer burasıdır. Yürüyen Şato’nun içine giren Sophie, burada: ateş cini Calcifer, küçük bir büyücü çırağı olan Michael ve daha sonra Büyücü Howl ile karşılaşır ve burada hizmetçi olarak çalışmaya ve yaşamaya başlar. Bu süre içerisinde şatonun sırlarını keşfetmeye ve eski haline dönmeye çalışacaktır. Bu belki de biraz zor olabilir zira, şato çok pistir ve dört farklı kasabaya açılan kapılardan durmadan yardım istemek için Büyücü Howl’a gelen müşteriler vardır.
Puanlama:


"Frankenstein"


Kitabın Adı: Frankenstein
Orijinal Adı: Frankenstein
Yazarı: Mary Shelley
Çeviren: Orhan Yılmaz
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Bilim-Kurgu, Dram
Sayfa Sayısı: 227
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Ah! Hiçbir ölümlü o görüntünün dehşetine dayanamazdı. Hayat verilmiş bir mumya dahi o ucube kadar iğrenç olamazdı… Hayal kırıklıklarının en acısını duyuyorum.

“Bilginin ne garip bir doğası var! Bir kez yakaladı mı, yosunun kayaya tutunduğu gibi tutunuyor akla.” 
(Sayfa: 119)

“Arkadaşsız olmak gerçekten talihsizlik, ama insanların kalpleri, çıkar yüzünden önyargılı olmadığı zaman, kardeşçe sevgi ve yardımseverlikle doludur.” (Sayfa: 132)
Yorum 

Mary Shelley’nin yazmış olduğu “Frankenstein” kitabı beklentilerimin altında bir kitap oldu maalesef. Okurken sanki büyük bir spoiler yemişim gibi hissettim ve ben bunun finalini biliyorum dedim resmen. Bunun nedeninin de, filmlerinden kaynaklı olduğu düşünüyorum. (Gerçi son çıkan filmleri izlemedim.) Kitabın eski bir tarihte yazılmış olması o dönemin şartlarına göre “Vaoh!” dedirtmiş olabilir belki, ama günümüz edebiyatına göre müthiş bir hayal gücü, ama zayıf bir kurgu diyebilirim.
Konusuna gelirsek; buzulların arasında sıkışmış bir gemiye buzulların üzerinden yürüyerek bir adam yaklaşır. Bu adam Viktor Frankenstein’dır. Gemi kaptanı olan Walton’u kendisi gibi bilime meraklı gören Frankenstein yine kendisi gibi bilimi kullanarak yanlış şeyler yapmaması için canavarını yaratış ve onu terk ediş ve daha sonra canavarının nasıl felaketler zincirine neden olduğunu anlatmaya başlar. Hikayemiz bu şekilde anlatımlar ve daha sonra yaşananlar üzerine kurulu. Beni pek tahmin etmedi. Zannedersem bu da, benim bilim-kurgu edebiyatına uzak olmamdan kaynaklanıyor. Yine de, bilim-kurgu sevenler için güzel bir kitap olabilir sanırsam.
Puanlama:



"Görünmez Adam"



Kitabın Adı: Görünmez Adam
Orijinal Adı: The Invisible Man
Yazarı: Herbert George Wells
Çeviren: Ali Kaftan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Bilim-Kurgu, Polisiye, Gizem
Sayfa Sayısı: 218
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Kapıları kapatın, pencereleri kapatın, her yeri kapatın!
Görünmez Adam geliyor!

“Yarı saydam olsa da, özü kara topraktır” (Kitaba başlarken)

“Gerçek, kitabımdan bir sayfa kopardı ve yapıtlarımın yerine kendisi geçti.” (Önsöz- Sayfa: 7)

Yorum

Herkese tekrar ‘Merhaba’. Önceki yorumumda H.G. Wells’in “Zaman Makinesi” kitabını sevmediğimi, ama yazara elimdeki diğer kitabı olan “Görünmez Adam” ile şans vermek istediğimi belirtmiştim. Sonunda “Görünmez Adam”da bitti. Görünmez Adam, adlı kitabımız yazarında bu kitabın ön sözünde yer verdiği gibi “Zaman Makinesi” kitabına göre daha hafif bir kitap. Yalnız bilimsel terimler ve kelime açıklamaları kitap sonunda yer aldığı için de, biraz bunaltıcı.
Konusuna gelirsek eğer; Bir kış gecesi hanlardan birisinin kapısı açılır ve içeri gizemli, burnundan başka hiçbir yeri görünmeyen bir adam girer. Han sahibi için bu kış ayında bir müşterisinin olması bile onun için nimettir. Daha sonra adamın yüzünün tamamen sarılı olması, agresif tavırları ve handakilerin bu adam hakkında hiçbir şey bilmemeleri onları çok geçmeden meraka sürükleyecektir. Adamın gerçekte ne olduğu ortaya çıkınca da, bir kovalamaca başlayacaktır, ama görünmeyen bir şey nasıl yakalanır ki?

Puanlama:


"Zaman Makinesi"



Kitabın Adı: Zaman Makinesi
Orijinal Adı: The Time Machine
Yazarı: Herbert George Wells
Çeviren: Volkan Gürses
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Bilim-Kurgu, Distopya
Sayfa Sayısı: 121

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
O gün hiçbirimiz zaman makinesine inanmadık galiba.

"Güç ihtiyacın ürünüdür; güvenlik güçsüzlüğü arttırır." (Sayfa: 51)

"Zengin varlık ve konforundan, emekçi ise yaşam ve işinden emin kılınmıştı. Şüphesiz oradaki o kusursuz dünyada çözülmemiş hiçbir işsizlik problemi, hibir toplumsal sorun kalmamış ve bunu büyük bir sessizlik izlemişti." (Sayfa: 105)

Yorum

H.G. Wells, “Zaman Makinesi” kitabı ile sizleri geleceğe bir yolculuğa çıkarıp 802.701 (sekiz yüz iki bin yedi yüz bir) yılına götürüyor.
Zaman yolcusu diye adlandırdığımız karakterimiz yazarımıza, bir psikologa ve dostuna zamanın dördüncü bir boyutu olduğuna inandıramıyor ve icat ettiği makineyi kabul ettiremiyor. Aradan sekiz gün geçtikten sonra karakterimiz dostlarının kapısında belirir ve durumu perişan, aç ve yaralı bir haldedir. Ertesi gün, hikayesini dostlarına anlatmaya başlar. O, zamanda bir yolculuk yaparak önce ilk insanların zamanına (mağara devrine) ardından da, geleceğe, yani, 802.701 yılına gider. Burada tam bir kargaşa ve yıkım hakimdir. Güneş aşırı yakıcıdır ve artık canavarlaşmaya başlamış insan ırkı yer altında mağaralarda yaşamaya başlamış ve kör olmuştur. Kısacası, insanlar maymunlardan değil de, köstebeklerden gelmiş gibidir. Eloiler ve Marlocklar adlı iki kabile vardır ve Marlocklar Zaman Yolcusu’nun zaman makinesini çalmışlardır. Şimdi zaman makinesini bulmalı ve oradan kurtulmalıdır.

Okurken eski bir bilim-kurgu filmini izliyormuş gibi olduğum “Zaman Makinesi” kitabı  maalesef beni pek tatmin edemedi. Dediğim gibi efektleri zayıf bir film gibiydi. Yalnız şunu da söylemeliyim ki, yazarın hayal gücü gerçekten geleceği görmekte oldukça başarılıymış. Yıllar öncesinden güneşin soğumak yerine ısınacağını ve dünyaya kötü etkileri olacağını da, görebilmiş. Beni bu kitabı pek tatmin etmese de, yazar hakkındaki görüşüm elimdeki “Görünmez Adam” kitabını okuduktan sonra belki değişebilir.

Puanlama: