"Fırtına"



Kitabın Adı: Fırtına
Orijinal Adı: Tempest
Yazarı: Julie Cross
Çeviren: Barış Mol
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Türü: Fantastik, Romantik, Macera, Gizem
Sayfa Sayısı: 361
Seri Adı: Fırtına Serisi I.Kitap
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Günümüzde Jackson ve Holly birbirine sırılsıklam aşık.
Gelecekte Holly, Jackson’ın kollarında can verecek.
Geçmişte Jackson kaderi değiştirmeli.

Sene 2009. On dokuz yaşındaki Jackson Meyer üniversiteli sıradan bir gençtir… Zamanda yolculuk yapabilmesi dışında. Ama bu yolculuklar filmlerdeki gibi değildir. Zaman sıçrayışlarından sonra şimdiki zamanda hiçbir şey değişmez, uzay-zaman sürekliliği sorunları da olmaz. Sıçrayışlar eğlencelidir ve kimseye zarar vermemektedir.

Tabii yabancıların Jackson ve kız arkadaşı Holly’nin odasına daldığı ve Jackson’la mücadele ederlerken genç kızın ölümcül bir yara aldığı güne kadar. Panikleyen Jackson iki yıl geçmişe, 2007’ye sıçrar ancak bu seferki yolculuğu öncekilere benzemez. 2007’de mahsur kalmıştır ve geleceğe dönememektedir.

Üstelik 2009’da Holly’yi vuran kişiler de Jackson’ı aramak üzere geçmişe giderler ve bu “Zamanın Düşmanları”nın güçlü, genç zaman yolcusunu kendi saflarına çekmek için yapamayacakları şey yoktur. Ya onu yanlarına çekecek… ya da öldüreceklerdir.

Jackson, Holly’yi hatta tüm dünyayı kurtarmak için ne kadar ileri gitmeyi göze alacaktır?

Yorum

Temmuz ayının son kitap yorumundan merhabalar. Bir ayı bitirip yeni bir aya başlamanın arifesindeyken bu kadar güzel bir kitap okumayı gerçekten beklemiyordum. Hiç sıkmayan konusuyla, yerinde esprileriyle, senaryoya ters düşmeyen, aklınızda soru işaretleri bırakmayan konusuyla gerçekten muazzam bir eser, muazzam bir serinin ilk bu ilk kitabı hazırlanmış. Yazarımızı kesinlikle tebrik ederim.
Kitabın konusuna da değinecek olursak eğer; Jackson, bir zaman yürüyücüsüdür ama henüz en uzak mesafesi altı ay öncesine yarım saatlik bir yolculuk olmuştur ve bu durumu da bir tek oldukça zeki olan dostu Adam’a anlatmıştır bir tek ve onun tavsiyeleriyle zaman içerisinde ilerleme yeteneğini geliştirmeye çalışır ve not alır. Yalnız zamanda hiçbir şeyi değiştiremez ve yarım yürüyüş olduğu için gittiği yerde gölge gibidir. Ta ki, kız arkadaşı Holly ile birlikte olduğu geceden sonraki sabah kız arkadaşı öldürülene kadar. O gün Jackson kendinin bile şaşıracağı bir şey yaparak 2003 yılına ve ardından zaman içinde sıkışacağı 2007 yılına yolculuk edecek ve burada babasının bir FBI ajanı olduğunu, babasının aslında öz babası olmadığını ve aile doktorlarının aslında sandığı gibi biri olmadığını öğrenecektir. Jackson kimden kaçması gerektiğini sorgularken, kız arkadaşı Holly'i öldürenlerde şimdi peşinden geçmişe gelmektedir ve Jackson'ın başka şansı yoktur; gelecekteki dostu Adam’ın yardımına başvuracak ve bu arada kız arkadaşı Holly'e yeniden aşık olup, onu da kendine aşık edecektir.
Kesinlikle bu seriye başlayın derim. Hiç pişman olmayacaksınız.

Puanlama:


"Gelecek Sefere"



Kitabın Adı: Gelecek Sefer
Orijinal Adı: La prochaine fois
Yazarı: Marc Levy
Çeviren: Esra Özdoğan
Yayınevi: Can Yayınları
Türü: Romantik, Sanat, Gizem, Fantastik
Sayfa Sayısı: 212

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Amerikalı ünlü sanat tarihçisi Jonathan Gradner, çocukluğundan beri Rus ressam Vladimir Radskin’in yapıtlarına tutkulu bir hayranlık beslemektedir. Ressamın yüz yıldan uzun bir zamandır kayıp olduğu düşünülen başyapıtının bulunduğunu haber alınca nişanlısı Anna’yı Boston’da  düğün hazırlıklarıyla baş başa bırakıp Londra’ya doğru yola çıkar. Ama bu gizemli tablonun peşine düştüğünde, kendi yaşamının gizlerine de ışık tutacak upuzun, fantastik bir yolculuğa çıktığının farkında değildir…
Son dönem Fransız edebiyatının parlak yazarlarından Marc Levy’nin dördüncü romanı Gelecek Sefere,  Fransa’daki satış rakamıyla bir rekora imza atarak yazarını ülkenin en çok okunan romancısı yaptı. Boston’dan Londra’ya, Floransa’dan Paris ve Sankt Petersburg’a uzanan, sürükleyici ve sonu sürprizlerle dolu bu aşk masalı; gerçek sevgi ve dostluğun, usta işi gerçek sanatın zamana meydan okuduğuna inananlar için…

Yorum

Yine sevmediğim bir kitabın yorumundan merhabalar. Maalesef dediğim gibi sevemedim ben bu kitabı. Kitabın hiç ruhu, enerjisi yoktu, o kadar düz gitti ki anlatamam. Bütün heyecanı son otuz sayfaya sığdırmışlar. Fantastik öğelerde bu otuz sayfada. Yani almayı düşünüyorsanız veya aldıysanız bu kitaptan hiçbir şey beklemeyin. Şöyle ki adam uçakla Boston’dan Londra’ya gidiyor, ama iki sıra sonunda adam Boston’da oluyor. Bu adam oraya nasıl gitti veya ne oldu hiç anlamıyorsunuz. Kitabı kısaca okurken, at gözlüğü takmış gibi olacaksınız. Dümdüz ve  boş…

Kitabın konusu ise; Jonathan uzun zamandır aradığı Rus ressam Vladimir Radskin’in varlığı kanıtlanamayan beşinci resmini bulur ve bunun için düğün arifesinde müstakbel eşi Anna’yı yalnız bırakarak resmi görmeye gider. Orada Clara adlı müzayede sahibiyle tanışmasını ve bu beşinci resmin Vladimir Radskin’in imzasını taşımadığı için ressama ait olduğunu kanıtlama çabaları anlatılmakta kitapta. Bu resimle birlikte hem birbirlerine git gide yakınlaşacak olan ikili, hem de resimle olan bağlarını çözeceklerdir.

 Alıntılar
"Bir yürekteki zenginlik çoğu zaman çağdaşlarıında kıskançlık ve horgörüyü körükler. Kimi insanlar güzeli yalnızca ölmüş olanda görürler." (Sayfa 28)

"...kim olursak olalım ya da kim olduğumuzu düşünürsek düşünelim, maneviyatı vicdanımız doğurur." (Sayfa 33)

"Zaman zaman iki ruh tek bir ruhu oluşturmak üzere karşılaşır. Böylece sonsuza dek birbirlerine bağımlı olurlar. Birbirlerinden asla ayrılmaz, o yaşamdan bu yaşama hep birbirlerini bulurlar. Bu dünyevi yaşantıların sırasında bir yarı diğerinden kopup da onları bağlayan yemini bozacak olursa, ruhların ikisi de hemen ölür. Biri yolculuğunu bir diğeri olmadan sürdüremez." (Sayfa 35)

"Tuhaf şeyler itiraf edildiklerinde daha da tuhaf görünürler." (Sayfa 108)

"Nefret ruhlarmızın gücünü uzun süre besleyebilecek bir duygudur." (183-184. Sayfa Geçiçleri) 
 
Puanlama:


"4 - 4,5. Yıl Çekilişim Başlasın"


Herkese Merhabalar,
Uzun bir zaman önce (28 Şubat) blogum 4.yılını doldurdu ama ben Kırgızistan'da olduğum için bu süre zarfında maalesef bir çekiliş düzenleme imkanı bulamadım. Ne yapayım derken aklıma kendi doğum günümde (28 Temmuz) bir çekiliş düzenleme fikri geldi. Bir gün geçmiş olsa da, 4. ya da 4,5. Yıl çekilişimiz başlasın.

İşte Hediyelerim:

Çekilişim dahilinde vereceğim hediyeler şöyle:

Kitaplar:
Ben, Malala - Malala Yusufzay ve Christina Lamb
Geçit:Diriliş - Reza Hemmatirad
Seraphina Rachel Hartman

Kırtasiye Ürünleri:
2 Adet Kırgızistandan Aldığım Kalem (At başlı ve Geleneksel Giyimli Kadın)
2 Adet Post-it
2 Adet şekilli silgi (Kivi - Portakal)
Çeşitli decoratif bantlar (Deco Tape ve Masking Tape)
1 Adet metal ayraç (Happy)
Küçük ataç ayraçlar (6 adet)

Ekstralar:
Rozetler
Magnetler

Katılım Şartlarına gelirsek eğer:
1) Bloguma izleyici olmanız
2) Herhangi bir sosyal alanda bu şekilişi bir resim ile duyurmanız. (Facebook, Twitter, İnstagram vs.)
3) Paylaşım linkiyle birlikte, takip ettiğiniz ismi yazarak yorum bırakmanız)

Esktra Haklar +1 Haklar için:
1) İnstagram sayfamı beğenmek +1 hak.
2) Youtube sayfamı beğenmek +1 hak
3) Facebook sayfamı beğenmek +1 hak

Bu arada çekiliş amaçlı kurulmuş sitelerin katılımı kabul edilmeyecektir. Sonuçlandırma aşamasını ise; size bırakıyorum. Random.org ile mi yoksa, eski usül kura ile mi yapayım? Yorum olarak yazarsanız sevinirim.

ÇEKİLİŞ 20 AĞUSTOSDA SONA ERECEKTİR.


"Doğum Günüm Kutlu Olsun"


Merhaba sevgili Blog Yoldaşlarım,
Dün benim doğum günümdü ve yine berbat bir doğum günü yaşadım. Şöyle ki hiç ay içerisinde başka gün yokmuş gibi hep doğum günlerimde bir olay meydana gelir. Zaten Temmuz ayı içerisinde doğduğum için okul kapalı oluyor, herkes tatile gidiyor. Bi de, benim doğum günümde olaylar oluyor. Bir kere doğum günümü kutlamak istedim ve biz daha kutlamaya başlamadan komşu çok ses oluyor diyerek bağırdı. Bu yüzden başka komşumuzun evinde kutlamak zorunda kaldık, ama ona da gelen misafirler yüzünden pasta diye bir şey kalmadı ortada. Yine doğum günümü kutlamak istedim elektrik kesildi ve pastam eridi. Daha neler neler. Bu seferde ablam hastalandı ve onun yanında durup hastanede yardımcı oldum. Anlayacağınız şans yok bende. Neyse çok uzattım herhalde. Bu arada 4. Yıl çekilişim saatler sonra başlayacak. Katılmayı unutmayın derim. Gerçi 4,5 yıl oldu ama, neyse.


"Thanatos"



Kitabın Adı: Thantanos
Orijinal Adı: Lethal Rider
Yazarı: Larissa Ione
Çeviren: Gül Melis Taze
Yayınevi: Arunas Yayınları
Türü: Gerilim, Fantastik, Romantik, Erotik, Savaş
Sayfa Sayısı: 506
Seri Adı: Mahşerin Dört Atlısı III. Kitap
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Yaşam Ölümden Gelecek…
Salgın, Kıyamet’i getirmek için çabalarken, Thanatos’un Kıyamet’i durdurmaktan daha önemli bir sorunu vardı artık: Baba olacaktı. Regan, Thanatos’tan hamile kalmayı başarmıştı.

Salgın, kendi sonunu hazırlamıştı. Beş bin yıldır yanlış yorumladıkları kehanet, Kıyamet’i durdurmalarına yardım edecekti. Tek sorun doğru anda doğru kalbe hançeri saplamaktı.

***

Larissa Ione, Mahşerin Dört Atlısı serisindeki üçüncü kitabında da aşk, günah, cazibe, kan, ölüm ve Kıyamet ile sayfalarını doldururken, soluksuz okuyacağınız Thanatos’u sizlere sunuyor.

Yorum

Mahşerin Dört Atlısı serisi kaldığı yerden devam ediyor. Amigortusu kırıldıktan sonra Salgın’a dönüşen Reseph, bu seferde kafayı Thanatos’a takmıştır. Bir Aegis üyesi olan Regan’ı kandırmış ve onun beş bin yıldır bekaretini koruyan Thanatos (Ölüm) ile birlikte olup hamile kalmasını sağlamıştır. Bunun üzerine Thanatos sinirine hakim olamayınca kardeşleri tarafından sekiz – sekiz buçuk ay uyutulmuştur. Regan ise; annelik içgüdüsüne rağmen oğlunu Salgın’dan korumak ve kıyameti engellemek derdindedir. Yalnız bu hiçte kolay olmayacaktır. Bir yanda çocuğunun ölürse kıyametin geleceğini düşünen kötü insanlar, bir yanda çocuğu ölürse kıyametin son bulacağını düşünen sözde iyi insanlar ve bir tarafta da Regan’ı korumak isteyen küçük bir grup ve kısa bir süre önce uykudan uyanıp Regan’ı öldürmek istese de doğacak çocuğu için öldüremeyen Thanatos. Bu arada vampirler, melekler, iblisler ve daha niceleri…

Kitap genel olarak güzel olsa da belki hakaret seviyesinde olacak iki eleştirim var. Affınıza sığınıyorum. Ya Arunas Yayıncılık, kusura bakma da güzelim Türkçemizin içine etmişsiniz resmen. Bir özel ad kısaltmasında son harfe göre yanına ek geleceğini de mi bilmiyorsunuz? O kadar çok hatanız vardı ki saymakla bitmez. Bu işin editörü yok mu sizde? Çevirmene mi bırakıyorsunuz bu işi? Gerçekten rezillik seviyesinde hatalar vardı. Bence siz yayınlamadan önce bir kitapları okuyun ve ilk olarak da bu kitabın yeni baskısını düşünüp bundan başlayın bence.

Diğer bir husus yazarımıza. Daha öncelerde bu yazarın cinsellik delisi olduğunu yazmıştım, ama bu kitapta biraz cinsel unsur azdı. Yalnız, yazarın yine bir manyaklığı tuttu ve hamile bayana seks yaptırdı ki, bu da nasıl bir iğrençliktir anlatılmaz. “YUH” diyorum kısaca…

Puanlama:


"Tasarım Blogum Yeniden Açıldı ve Kişisel Blogum"

Herkese merhabalar Arkadaşlar,
Uzun bir süredir Kırgızistan da olduğum için aktif olmasa da bir tek bu bloguma yazmak için Tasarım Masalları adlı tasarım blogumu maalesef kapatmak zorunda kalmıştım ve bana gelen tasarım tekliflerini geri çevirmek zorunda kalmıştım. Bunun dışında bu bir yıllık süre içerisinde sadece bir elimi parmağını geçmeyecek kadar kitap okudum, ama bu yıl kendimi kısıtlamak istemediğim için hem tasarım blogum olan Tasarım Masalları'nı, hem de kişisel amaçlı Notta Kalmasın adlı bir blog açtım. Notta Kalmasın blogumda neler yazmayı planladığımı da detaylıca yazdım. Olur da izleyicim olursanız memnun olurum. Bunun dışında tasarım yaptırmak isteyen arkadaşlar bilen biliyor, ama yine de yazayım tasarım ücreti olarak en fazla 25 TL talep etmekteyim ki, bu da bir kitap ücreti olduğu içindir. İlginize şimdiden teşekkür ederim. Bu arada her iki blog tasarım için de görüşlerinizi bekliyorum. Şimdiden tüm ilginize teşekkür ederim. Sevgiyle kalın...






"Death Note: L - Dünyayı Değiştir"



Kitabın Adı: Death Note: L - Dünyayı Değiştir
Orijinal Adı: L change the World
Yazarı: Shueisha,
Çeviren: Hasan Nas
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar Yayınları
Türü: Polisiye, Macera, Suç
Sayfa Sayısı: 251
Seri Adı: Death Note
Satın Al: Arkadaş || D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
L’in dünyayı mutlak bir yıkımdan kurtarması için 22 günü var. Acar Dedektif L’in ismi Ölüm Defteri’ne yazıldı. Yirmi üç gün içerisinde bir terörist grubu yakalayıp adaletin önüne çıkarmayı başaramazsa, yeni bir ölümcül virüs tüm dünyaya yayılacak ve belki de insanlığın büyük bölümünün yok olmasına yol açacak.

L yine iş başında, heyecan her zamanki gibi dorukta.
Yorum

Kitabın tanıtım yazısında boşuna dememişler “L yine iş başında, heyecan dorukta,” diye. Gerçekten öyle güzel muhteşem bir kitaptı ki anlatamam yani. Yalnız şunu da söylemeliyim ki mangaya ters düşen iki-üç konu var. Onları kitabı tanıttıktan sonra yorumumun sonuna yazacağım. Belki sizde kitabı anlatırken anlayacaksınız. Acar Dedektifimiz L, Kira’nın ölümünden sonra ölüm defterine son olarak kendi adını yazmış ve kendini yirmi üç gün sonra öldürmeye karar vermiştir. Bu arada ABD için 4.seviye bir virüs yaratılmıştır ve bu virüs öyle ki, Eboladan bile daha şiddetlidir. Virüsü yaratan Doktor Kimihiko Nikaydo öldürülür, ama ölmeden önce tüm verileri siler ve panzehiri de yok eder. Formülün yazılı olduğu flaşı ise; küçük kızı (Babasının ölümüne şahit oluyor.) Maki’ye emanet ederek onun gizlice kaçmasını sağlar. Tam bu noktada L’e yardım eden Vatari’yi tanıyan Doktor Nikaydo ona ölmeden önce son mesajını atar ve kızı için yardım ister. Tam bu sırada L devreye girer. L’nin peşinde Ölüm Defterini ondan almaya çalışan FBI da işin içine girince, ihanet çanları çalınca ve Maki’ye de virüs bulaşınca işler iyice içinden çıkılmaz hal alır. Yalnız, L’nin de zekasını unutmamak gerek tabiî ki.
Evet, mangaya ters düşen kısımları kitap tanıtımından anladınız mı? Anlamadınız mı?
1) Kira ölmüş ve L yaşıyor. Oysa ki, L mangada Şinigami Rem tarafından adı deftere yazılarak öldürülmüştü.
2) Vatari de aynı şekilde yaşıyor ki, o da ismi yazılarak Şinigami Rem tarafından öldürüldü.
3) L, deftere kendi adını kendisi yazıyor. Adını deftere Rem yazmıştı.(1.madde ölüm nedeni.)
4) Kira – Light ölmüş ve babası yaşıyor. Halbuki babası Kira-Light yüzünden ondan önce öldü.

İşte bunlar mangaya ters düşen uyuşmazlıklar. Light’ın öldüğünü bu ciltte babasının ağzından duymasaydım ve belki L ölürken Light hemen onun yanı başında olsaydı (Bkz.: Death Note 8.Cilt) belki bunun Kira – Light’ın bir planı veya hafıza kaybı sırasında olabildiğini düşünebilir veya bu karakterin başka L olabildiği bile düşünebilirdim, ama maalesef senaryolar uyuşmuyor. Olmuyor… Olmuyor… Yine de bunun dışında oldukça güzel okunabilecek bir kitap.

Puanlama:


"Yıldızlar"



Kitabın Adı: Yıldızlar
Yazarı: Can Dündar
Yayınevi: Can Yayınları
Türü: Biyografi, Araştırma, Dram, Komedi
Sayfa Sayısı: 260
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Tarkan, Yılmaz Erdoğan, Süreyya Ayhan, Özcan Deniz, Yıldız Tilbe, Mehmet Çağatay, Hülya Avşar, Orhan Pamuk, Şebnem Ferah, Cem Yılmaz, İbrahim Tatlıses, Mazhar Alanson, Tarık Akan, Cem Karaca, Sibel Kekilli, İskender Çolak, Kadir İnanır, Behçet Nacar, Erman Toroğlu, Yaşar Nuri Öztürk

Onlar ahir zaman suretleri… Günümüzün Şöhretleri… Kimini puslu bir camın ardından gördüm, kimini bir kahin küresinin aynasından… Kimiyle bir golf arabasında, kimiyle motosiklet selesinde konuştum, kimiyle dertleştim sabaha kadar, kimiyle gıyabında çekiştirdim. Bir samanyoluydu baktığım; kimi yıldız yeni yeni parlıyordu, kimi kayıp gitmişti bile… Çoğu, en parlak döneminde yansıdı kitaba, asıl önemlisi, Türkiye’nin bir başka yüzünü gördüm, her baktığımda yıldızlara…

Yorum

Oldum olası biyografi kitaplarını sevmişimdir. Bu kitapta benim az da olsa sevdiklerimden oldu. Az diyorum, çünkü; tek bir kişi üzerine değil de bir çok sanatçı, yazar, futbolcu vb. meslek gruplarından tanınmış simalara değiniliyor bu kitapta. Bir yıl önce  ( 17 Temmuz 2015 – Fişi hala kitabın arasındaydı) almış olduğum bu kitabı okurken kah güldüm, kah ağladım ve bazen de sinirlendim. (Erkeklerin geri kalmış düşüncelerinden) Kitabın içerisinde kısa bir süre önce vefat eden Yaşar Nuri Öztürk de var,  porno yıldızı Sibel Kekili de. Genel olarak güzel bir kitaptı, ama yazarın kapalı bayanlara başını açtırma sevdası da beni deli etti. Zannetmiyorum ki kendi isteğiyle kapanan bir bayan başını açıp tülbendini, eşarbını havada sallasın. Dediğim gibi seveceğiniz kadar yerebileceğiniz de bir kitap. Takdir sizin.

Kitaptan bir alıntı (İskender Çolak’ın hatırası - Sayfa: 209):

Kendisi hapisteyken yaşadığı bir olay.
“Antep’te meşhur Çolak Cimo var. Yirmi sene hapis yatmış, çok cezaevi görmüş. Günü doluyor. Çıkacak. Yatağını toplatmıyor.

‘Niye Cimo Dayı?’ diye soruyorlar
‘Dışarıda bir namussuz var, onu vurup geleceğim,’ diyor.
‘Yahu Cimo Dayı, Sinop, Edirne yattın, yatmadığın cezaevi kalmadı, bırak artık…’
‘Yok vuracağım,’ diyor.
Bir hafta sonra geliyor, ‘Benim yatağı verin,’ diye…
‘Ne oldu Cimo Dayı, hani bir namussuzu vurup gelecektin,’ diyorlar, ‘Yahu,’ diyor, ‘Yirmi sene önce namussuz bir taneydi, şimdi bütün ülke namussuz dolmuş, hangi biriyle uğraşayım. Verin siz benim yatağımı.’”

Puanlama:


Tılsımlı Kolye ve Vampir[Rosario+Vampire]Manga #7-#10



Kitabın Adı: Tılsımlı Kolye ve Vampir
Orijinal Adı: Rosario + Vampire
Yazarı: Akihisa İkeda
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar Yayınları
Türü: Manga, Korku, Macera, Aşk, Arkadaşlık, Komedi, Vampirler
Seri Adı: Rosario + Vampire I. Serisi
Satın Al: Arkadaş || D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Başarısız bir öğrenci olan Tsukune Aona hiçbir liseye kabul edilmez ve şans eseri, insan görünümündeki öğrencilerin her birinin farklı türde birer canavar olduğu Yokai Akademisi’ne girer. Buradaki öğrencilerin tuhaf durumunu fark eden Tsukune tam oradan kaçmayı düşünürken okulun en güzel kızı olan Moka’yla karşılaşır, Moka daha ilk karşılaşmalarında bir anda kendini onun boynuna atıverir. Fakat Moka’nın gerçek sureti bir vampirdir. Göğsündeki tılsımlı kolye çıkarılınca Moka bir vampire dönüşmektedir.

Yorum
Ve bugün içerisinde söz verdiğim gibi Rosario + Vampire serisinin son dört kitabını okuyup bitirdim. Seri sonunda da hem beni üzen hem de, mutlu eden bir bilgi aldım. Mutlu haber: bu I. Serinin sonuymuş ve II. Seri 19 kitaptan oluşuyormuş. Kötü haber ise; Akılçelen Kitaplar Yayınları’nın henüz bu II. Seriyi yayınlamaya başlamamış olması. ÜGH… ÜHÜ… ÜHÜ…
Seriyi gerçekten çok özlemişim ve bayılarak okudum yine. Tsukune adlı insan karakterimiz Moka’nın kanını içip yaşama döndüğü için biraz vampir güçlerine sahip olmaya başlamış. Artık o korkak havasından ziyade biraz cesurluk görmeye başlıyoruz. Yalnız bu cesurluk  başına işler açıyor ve dışlanmış canavarların dikkatini fazlasıyla çekiyor. Böylelikle dışlanmış canavarlarımız Tsukune’yi öldürme peşine düşüyor. Tabi Tsukune yalnız değil. Birbirinden güzel, Tsukune’ye aşık olan dostları da hem kendi aralarında komiklikler yaratarak  yarışıyor hem de, düşmanlara karşı birlikte savaşıyorlar.
Bu arada bu manga serisinin içinde erotik sahneler olduğunu da itiraf etmeliyim. Alırken lütfen bunu göz önünde bulundurun. Ayrıca, 3.sezonu Japonya’daki sel felaketi yüzünden hazırlanmış olsa da, yayınlanmayan 2 sezonluk birde animesi var bu serinin. Fikir edinmek açısından dilerseniz izleyebilirsiniz. Kitapla bazı yerleri farklı olduğu için ilerde seriyi okusanız da, zorluk çekmezsiniz.
Tek kelimeyle MUHTEŞEM olan bu manganın ikinci serisi çabuk gel lütfen!
Puanlama:


"Ufak Bir ♥Manga♥ Alışverişi"

Herkese Merhabalar,
İki-Üç gün önceki yazımda üç kitapçı gezip istediğim manga serisinin (Rosario + Vampire) 7.cildini bulamadığımı söylemiştim. O gün aynı zamanda Arkadaş Yayınları'nın sitesinden siparişi verip serinin yayınlanmış ve benim okumadığım dört kitabının da siparişini ve ayrışa Death Note serisinin okumadığım son seri kitabını (L - Dünyayı Değiştir) kitabını sipariş ettim. Kitap hemencecik hazırlanmış ve dün elime ulaştı. İnstagram'dan takip edenler gördüler, ama ben yine de hem takip etmeyenler hem de, bende ayrı bir yeri olan blogdaşlarım için yine de paylaşmak istiyorum.
Bu arada Arkadaş Yayınları'nın sitesinde her yıl genellikle belli seri mangalarında %50 indirim oluyor (Gerçi bu sene yok herhalde) siz bir takip edin derim. Hem ucuz, hem hızlı, hem güvenli. Ee, daha ne olsun?

İşte Kitaplarım:


Sol taraftaki Death Note adlı manga serisinden L'nin hikayelerini anlatıyor sanırsam. Serinin aksine roman olarak yazılmış bir kitap. Ya da, hikaye mi demeli?!

Sağ taraftaki dörtlü ise; benim deli gibi aradığım manga ve devamı. ROSARİO + VAMPİRE ya da, diğer bir adıyla "Tılsımlı Kolye ve Vampir". Serinin ilk iki kitabını yarım saat önce okudum. Bugün içinde hepsini okuyup, "L - Dünyayı Değiştir" kitabına başlarım herhalde. Aklımdaki tek soru, "Manga yorumlarını tek tek mi, yoksa, dördünü bir mi yazayım?" -Herhalde bir veya ikişer halinde yazacağım zira, mangaların çoğu resim olduğu için uzun anlatmam durumunda spoiler verebilirim.

Ee, siz mangalar hakkında neler düşünüyorsunuz? Sevdiğiniz ve tavsiye edebileceğiniz manga serileri var mı bakalım?


"Yokyer"



Kitabın Adı: Yokyer
Orijinal Adı: Neverwhere
Yazarı: Neil Gaiman
Çeviren: Evrim Öncül
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Fantastik Macera, Gizem
Sayfa Sayısı: 371
Satın Al: Arkadaş || D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew’un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard’ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla –şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O, yarıklardan düşen insanların yaşadığı ve Aşağıtaraf’ın bir parçasıdır artık… ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır…

Yorum

Yine bir Neil Gaiman kitabından herkese merhabalar,
Bu kitapla birlikte hem elimde okumayı bekleyenler arasındaki İthaki kitapları hem de, Neil Gaiman kitapları bitmiş oluyor. Aslında bu kitap hakkında iyi yorumlar yazmak isterdim, belki bir çoğunuz bana kızacak, ama ben biraz sıkıldım açıkçası. Bu kitap beni boğdu. Şöyle ki, kitapta içi içe geçmiş o kadar çok karakter vardı ki, kim kimdir, nereden çıktı hiç anlamıyorsunuz. Bunun da en büyük nedeni Gaiman’ın karakterleri bölüm bölüm sokmak yerine, her paragrafta bir karakterin hikayesini anlatması (Yalnız karakterler başka yerde, geçmişi hatırlamıyor, karışmasın yani.) ve hikayeyi filmleştirme çabası diyebiliriz. Bu arada bazı sorularda havada kaldı yine bir Neil Gaiman klasiği olduğu üzere ki, böylelikle 'Yazarımız devamını mı yazmayı düşünüyor?' diye de düşünmeden edemedim. Size kısaca şunu söyleyebilirim ki, bu kitabı uzun vadede okuyun, yani bir-iki gün içerisinde bitirmeye çalışmayın. Konusuna gelirsek eğer, Richard’ın normal bir işi, nişanlısı, güzel bir evi ve hayatı  vardır, ama bir gün kaldırımda kanlar içindeki Door ile karşılaşıp ona yardım etmek ister. Bu arada yanında olan nişanlısı Jessica, o gün patronu ve nişanlısıyla bir yemek buluşması ayarladığı için buna nişanı atmak pahasına karşı çıkar ve ikili o gün nişanlarını atarak ayrılır. Bu arada Richard, Door’u evine götürüp pansuman eder ve ona aradığı adamı bulmasında da yardım eder. O gün Door, teşekkür ederek ve özür dileyerek ortadan adamla birlikte kaybolur. Daha sonra ki gün, kimse Richard’ı görmemeye başlar. Richard Londra’da bir görünmez gibidir çünkü, o artık yer altında Aşağıtaraf denilen yere aittir. Şimdi tekrar eski günlerine dönmek için Door’u bulmalı ve bir maceraya atılmalıdır. Hem de ne macera! –Devler, cüceler, cinler, yılanlar, sıçanlar, melekler, avcılar ve daha niceleri bu kitapta.

Kısa da bir alıntı
“İyi bir yer ve hoş bir şehirdi, ama her iyi yer için ödenmesi gereken bir bedel ve her iyi yerin ödemesi gereken bir bedel vardır.” (Sayfa:18)

 Puanlama:


"Küçük Bir Kırtasiye Alışverişi: Ayraçlarrr"

Herkese tekrar MERHABALAR.
Dün sizlere yeni almış olduğum kırtasiye alışverişimi ve kitap alışverişimi bir yazımda sunmuştum. Bugün yine bir kırtasiye alışverişi ile karşınızdayım. Aslında ayraç alışverişi demek daha doğru olur herhalde. Başta Rosario +Vampire adlı manga serimin 7. cildini almak Akbatı AVYM'ye gittim, üç kitapçı dolaştım ve baktım bulamıyorum, bende en iyisi internetten sipariş edeyim düşüncesiyle Notebook Kırtasiye mağazasına uğradım. Aldığım ürünler bunlar:


Bu sefer ataç şeklindeki bu ayraçları aldım. Büyük olan hayvan şekilliler  (Aslan, fil, gergedan, zabra) 4'lü olarak böyle 5.90'dı.

Daha küçük klips halindeki şekilli ayraçlar ise; bir pakette 3 şekilden üçer tane olmak üzere 9'lu satılıyordu. Paketi: 4.50 TL.



Bu şekilde hem ayraç, hem de, ataç olarak kullanabilirim.

Son ürünüm ise; İkili, kalem arkasına veya ucuna takılabilen silgi. Kırgızistan'da bolca işime yarayacak, zira çok silgi kaybediyorum. Özellikle de, sınav zamanları.


Aslına bakarsanız daha bir sürü ürüne gözümü diktim, ama maalesef biraz pahalı geldi. Ayraç niyetine kullanabileceğim bir sürü post-it vardı, ama fiyatı 7.50 TL idi. Dekoratif kağıt ve bez bantlar, taşlı bantlar da tabi gözümü boyamadı değil. 

Neyse, sizde benim gibi ayraç ve kırtasiye ürünlerini sevenlerden misiniz? Bana tavsiye edebileceğiniz İstanbul'da bildiğiniz böyle güzel kırtasiye ürünleri satan ve aynı zamanda ucuz olan bir yer var mı bildiğiniz?
Bu arada Kırgızistan'a gitmeden önce birkaç video çekebilirim diye düşünüyorum. Hem bu blogum için, hem de kişisel bir blog hazırlamayı planlıyorum onun için. Aaa, bir çekiliş yapma sözü vermiştim Kırgızistan'dayken blogumun 4. yılı şerefine onuda unutmuş değilim. Zaman olarak 28 Temmuzda benim doğum günüm o gün başlatmayı planlıyorum, ama bir hazırlığım henüz yok. Ne yaparım bilmiyorum.

Neyse, başka bir blog yazımda görüşmek dileğiyle... Hoşçakalın...


Death Note - Bir Başka Defter Los Angeles BB Cinayetleri



Kitabın Adı: Death Note: Bir Başka Defter - Los Angeles BB Cinayetleri
Orijinal Adı: Death Note – Another Note Los Angeles BB Renzoku Satsujin
Yazarı: Nisio İsin, Tsugumi Ooba, Takeşi Obata
Çeviren: Hasan Nas
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar Yayınları
Türü: Polisiye, Gizem
Sayfa Sayısı: 179
Satın Al: Arkadaş || D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Los Angeles bir dizi seri cinayete sahne oluyor. Ünlü dedektif L, BB Cinayetleri olarak anılan ve belli bir düzen doğrultusunda işlenen bu karmaşık cinayet vakalarını çözmek için iş başında ve Naomi isminde bir eski FBI ajanı da bu tüyler ürpertici cinayetlerin çözülmesi için L’ye yardım ediyor.

Ve Death Note’dan alışkın olduğumuz üzere, ne hiçbir şey göründüğü gibi ne de işler giderek kolaylaşıyor.

Death Note: Bir Başka Defter, heyecan dolu bir polisiye.

Yorum
DİKKAT!

BU YORUMUMU LÜTFEN DEATH NOTE SERİSİNİ OKUMAMIŞ OLANLAR OKUMASIN,ZİRA ONLAR İÇİN SPOİLER İÇEREBİLİR.
Acar dedektifimiz yine iş başında. Death Note adlı manga serisini okuyanlar L’nin nasıl öldüğünü bilirler. Ve nasıl üzüldüğümüzü! Yazar da bu yüzden bize bir iyilik yaparak Death Note manga serisinin ilk kitaplarında okuduğumuz ve belirsiz şekilde ölen Dedektif Naomi Misora ile L’nin bir olay için karşılaşmalarını anlatıyor bize. Açıkçası manga şeklinde olmayıp da roman şeklinde yazılmış olması benim ayrı bir hoşuma gitti. Bu arada kitabı okurken bir kez daha şunu fark ettim ki, ben yazarımız Tsugumi Ooba’nın zekasına bayılıyorum. Adam öyle bir kurgulayıp yazıyor ki beni zekasıyla binlerce kez şaşırtıyor. Şayet henüz dikkat yazmama rağmen manga serisini okumadan bu yorumumu okuduysanız kesinlikle sizlere de manga serisini ve bu kitabı tavsiye ederim. Kitabımızın konusuna daha detaylı değinirsek eğer;
Los Angeles Polis Departmanı’nda çalışan Naomi Misora izne ayrılmıştır ya da, kısaca, açığa alınmıştır. Bu arada Los Angeles da adı “Kapalı Kapı Cinayeti” veya “Saman Bebek Cinayetleri” olarak geçen üç cinayet işlenmiştir. Cinayetleri işleyen Beyond Birthday (BB) adındaki biridir, ama bunu henüz kimse bilmemektedir. Bir gün Misora mail kutusunda arkadaşından gelen bir mail ile karşılaşır, ama mesaj yazan L’dir ve ondan bu cinayet konusunda yardım istemektedir. Ellerinde olan tek ipucu ilk cinayetten 9 gün önce polis departmanına gönderilmiş bir bulmacadır. Başka bir şey ise; katil öldürdüğü ilk kişinin duvarına dört saman bebek çakmıştır ve bu sayı giderek düşmektedir ki bu da, bir cinayet daha işleneceğini göstermektedir. Şimdi Mizora L’ye yardım edip açığa alınmasının nedenini unutturmak istemektedir. İlk cinayeti araştırırken de maktulün yatağının altından Rue Ruyazaki adında başka bir dedektif çıkacak ve bu ikisi birbirine yardım edecektir. Yalnız bu dedektif çok sinir bozucudur.
Evet, ilk başta da dediğim gibi kesinlikle tavsiye ederim. Alın Okuyun!

"Önemli olan sayı değil kalitedir. Mümkün mertebe kendin gibi düşünen kişilerin gözlerinden görmeye çalışmaktır." (Sayfa:37)

"Daha sağlam adımlar atabilmek için bastığımız yerleri kuvvetlendirmeliyiz." (Sayfa: 106)

"Onaylayacaksanız onaylayabilecek kadar kanıtınız; reddecekseniz de bir o kadar dayanağınızın olması gerekir." (Sayfa:120)

"Kökü kuruyan ağaç meyve vermez." (Sayfa: 143)

"Aç gözlülük, dibi olmayan bir kuyuya benzer. O yüzden insanların verdiğiyle yetinip, emeklerini taktir etmelisin." (Sayfa: 166)

 Puanlama:


"Kitap Alışverişim ve Birkaç Ayraç vs."

Herkese Merhabalar. Uzun zamandır (Kırgızistan'dan eve döndüğüm 2 ay içerisinde) okuduğum kitaplar dışında maalesef pek bir şey yazamadım bloguma. Bugünde sizlere ayrı ayrı yaptığım üç alışverişi sunacağım sizlere.

Geçen hafta İstanbul -Parseller'deki Pelican Mall Alışveriş Merkezi'ne gidip İnkılap Kitapevi'ne uğradım. Amacım, Rosario Vampire adlı manga serisinin 7. kitabını almaktı, ama bırakın 7.cildi seriden hiçbir kitap yoktu. Bende kasa önündeki bir kaç ayraca bakarken tanesi 1 TL olan 4 ayraç seçtim. Bir de görünce aşık olabileceğiniz ve fiyatı değişken olan cep boy kitaplar. Benim aldıklarımın fiyatı 6.90 - 7.90 arasında. Yalnız kasiyer birini 9.90 geçirmiş gözümden kaçmadı (Helal olsun!)


Bu kitapları Kırgızistan'a geri döndüğümde yanımda götürmeyi planlıyorum. Hem bavulumda fazla yer kaplamaz hem de, ağır olmaz diye.

Annem 23 yıllık sedef hastası ve maalesef ona iyi gelen ilacı da, doğuştan tek böbrek olduğu için kullanamıyor. Hal böyle olunca da, hastaneye sürekli gidip geliyoruz. Yine onunla hastaneye gittiğim sırada hemen hastanenin yan tarafında o gün kurulan pazara uğradık.(Gününü hatırlamıyorum) Bende tam bir ayraç sever olarak kendime iki ayraç aldım. Bu arada ayraç koleksiyonumun bir kısmını İnstagram hesabımdan paylaştım. Siz de göz atabilirsiniz ordan.


Bu arada ayraçların tanesi 3 TL ve söylemesi ne kadar doğru olur bilmiyorum, ama tezgah sahibi adam birçok kitabı korsan olarak sözde indirim ayağıyla satıyordu. Elif Şafak'ın son kitabı "Havva'nın Üç Kızı", Kahraman Tazeoğlu'nun son kitabı "Allah'a Emanet Ol" da bunlara dahil.

Son alışverişim ise; D&R'dan. D&R'dan her zamanki gibi aylık olarak aldığım Sabitfikir Dergisi'ni aldım. Maalesef Kırgızistan'da bulunduğum 9 ayın dergisini alamadım. Bu dergiyi almanızı tavsiye ederim. Derginin bu ayki arşiv konusu "Hastalıkta ve Sağlıkta Edebiyat!".
Diğer bir aldığım ürün ise; Death Note Mangası bittikten sonra yayınlanan kitaplardan biri: "Death Note: Bir Başka Defter: Los Angeles BB Cinayetleri".
Klasik Manga serisinin aksine bu kitap roman olarak çıkıyor karşımıza.


Evet, bütün aldıklarım bunlar. Siz şu aralar neler yapıyorsunuz ya da, ben yokken neler yaptınız bakalım? Tatilde neler okuyorsunuz? 


"Mezarlık Kitabı"



Kitabın Adı: Mezarlık Kitabı
Orijinal Adı: The Graveyard Book
Yazarı: Neil Gaiman
Çeviren: Evrim Öncül
İllüstrasyonlar: Dave McKean
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Fantastik Macera
Sayfa Sayısı: 284
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Arkadaşlarının Bod diye hitap ettiği Nobody Owens normal bir çocuktur.

Eğer bir mezarlıkta yaşamasaydı, hayaletler tarafından büyütülüp yetiştirilmeseydi ve yanında ne canlıların ne de ölülerin dünyasına ait olan sadık bir koruyucu olmasaydı, Bod tamamıyla normal olurdu.

Bir çocuk için mezarlıkta tehlikeli ve maceralar vardır –tepenin altındaki çok yaşlı Çivit Rengi Adam, gulyabanilerin terk edilmiş şehrinin bulunduğu çöle açılan bir geçit, korkunç bir tehdit saçan tuhaf Bekçi…

Ama Bod mezarlıktan ayrılırsa, ailesini de öldürmüş olan Jack adamın saldırısına uğrayacaktır…

Yorum

Gece vakti bir evde bir cinayet işlenir ve evdeki adam, kadın ve çocuk öldürülür. Bu cinayetlerin sorumlusu Jack adındaki bir adamdır ve bir anlık dikkatsizliği yüzünden evdeki küçük bebeği kaybetmiştir ve hemen dış kapıya koşup dışarı bakar her yer sislidir, ama bebeğin tepedeki mezara kaçmış olabileceğini düşünerek onun peşinden mezara gider. Sisten hiçbir şey görünmemektedir. Bu arada mezarlıkta mezarlık sakini olan tüm ruhlar uyanmıştır ve şaşkın şaşkın küçük misafirlerine bakıyorlardır. O sırada bebeği ilk gören Bayan Owens adındaki ruh bebeği kucaklar ve eşi Bay Owens’a bu çocuğa bakmak ve annesi olmak istediğini söyler. Bay Owens’ın karşı koyma isteği bebeğin ölen ailesinin ruhlarının mezarlıkta belirip ona bakmalarının istemesiyle bölünür ve o günden sonra adı ilerde Nobody (Hiçkimse) ya da kısaca Bod (Kimse) olacak bebek mezarlıktaki ruhlarca kabul edilir ve onu öldürmek isteyen Jack’de bir şekilde atlatılır ve birde kendine yemek getiren Silas adında bir koruyucusu olacaktır. Burada parantez açayım (Ruhların mezarı bu mezarlıkta olduğu için mezarlık dışına çıkamıyorlar o yüzden mezarı ya da, ne olduğu belli olmayan Silas buraya ait olmadığı için rahatlıkta mezarlık dışında dolaşabiliyor. Mezarlık bir anıt gibi göründüğü ve eski mezarlık olduğu için yeni insanlar gömülmüyor ve bu yüzden de, çocuğun ailesi buraya gömülmüyor.)
Bod burada koruyucusundan ve ruhlardan eğitim alacaktır ve sizin de aklınıza gelebileceği bu dersler normal dersler değildir. Mesela: görünmezlik, rüya yürüyüşü, karanlıkta süzülme gibi. Peki, bir canlı bunları ne kadar gerçekleştirebilir.
Newbery Medal ve Hugo ödülü almış, sevdiğim serinin yazarı (Yürüyen Şato) Diana Wynne Jones övmüş, ben bu kitaba daha ne diyebilirim ki? Tek kelimeyle muhteşem ötesi bir kitaptı benim için. Okurken bolca ‘Woah!’ dediğim bir kitap olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Bu arada bu kitap bence animasyonu yapılması gereken kitaplardan biri. Hele ki, her bölüm başka bir heyecan yaşanması onu kısa bir çizgi diziye (çizgi film) bile çevirmenize olanak sağlar. Dave McKean’ın çizmiş olduğu illüstrasyonlar ile de daha zenginleşmiş bir kitabı okumadıysanız okumanızı kesinlikle, şiddetle tavsiye ederim.

"Şayet hiçbir şeye cesaret edemezsen, gün nihayete erdiğinde, elinde avucunda hiçbir şey olmaz." 
(Sayfa: 212)

"İnsanlar imkansız olanı unutmak isterler. Bu, onların dünyasını güvenli kılar."
 (Sayfa: 261)

"Sen daima sensindir bu değişmez. Sen her zaman değişirsin ve bu konuda yapabileceğin bir şey yoktur." 
(Sayfa: 270)
  
Puanlama:


"Ara Dünya"


Kitabın Adı: Ara Dünya
Orijinal Adı: Interworld
Yazarı: Neil Gaiman, Michael Reaves
Çeviren: Emine Ayhan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Bilimkurgu, Macera, Fantastik
Sayfa Sayısı: 214

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Hugo ve Nebula ödüllü yazar Neil Gaiman ve Emmy ödüllü yazar Michael Reaves’ten sadece gençlere değil tüm okurlara hitap eden, bilimkurguyla fantezinin iç içe geçtiği bir macera.

Joey Harker bir kahraman değil. O aslında kendi evinde kaybolan sıradan biri. Bir gün kaybolduğunda kendi dünyasını geride bırakıp bambaşka bir boyuta adım atıyor. Şimdi bir savaş vermek zorunda. Hem de sadece bu dünyayı değil, olası bütün dünyaları kurtarmak için verilen bir savaş…

Yorum

Neil Gaiman’ın kaleminden yine ustaca yazılmış bir kitap. Gerçi bu sefer ona eşlik eden bir de, Michael Reaves var ki, onun da hakkını yememek lazım. Yalnız kitap bazı yerlerde beni sıktı. Bunun da nedeni: her bir karakterin adının “J” ile başladığı için kafamı karıştırması. Final ise beklentide bırakacak nitelikte. Konusuna gelirsek eğer; Joey, bir lise öğrencisidir ve kelimenin tam anlamıyla deli bir öğretmeni vardır. Bu yüzden deli öğretmeni Bay Dimas’ın zoruyla bir geziye katılır ve bir süre sonra arkadaş grubuyla kaybolup daha sonra onlardan uzaklaşır. Joey farkında olmadan kendini başka bir boyuta ışınlamıştır. Çünkü o, bir yürüyücüdür ve bunu kendisi de, bilmemektedir. Dahası, gittiği gezegendeki kendisi ölmüştür. Joey, boyutlar arasında tekrar yürüyüşe çıkar ve bir büyücü tarafından yakalanıp tutsak edilir.
Bu arada ismi Jai olan bir karakterimiz onu bu yerden ve büyüden kurtarır ve ona gerçekte neler olduğunu anlatır, ama daha sonra saldırıya uğrayarak ölür. Geriye ise; ölmeden önce kumların üstüne yazdığı bir formül sisteması vardır. Joey, bu formül sayesinde bir kapı açarak Ara Dünya’ya ulaşır. Buradaki herkes kendisine benzemektedir. Bir farkla ki, o da, geldikleri boyutların özelliğini taşımaktadırlar. Mesela; robotik olan boyuttan gelenin bir kısmı robot, birinin başı insan vücudu at, biri kanatlı, ama hepsinin adı “J” ile başlıyor, hepsi bir “Harker” ve hepsi aynı kendine benziyor. Tıpkı ölen Jai gibi. Jai öldüğü için herkes ona, biraz dışlayıcı davranır, üstüne birde ilk görev başarısızlığı eklenince neler olacaktır sizce? Her an boyutlar arası savaşta çıkmaktadır çünkü; HEX ve İkililer yürüyücüleri uzay araçları için yakıt olarak kullanma ve savaş çıkarma peşindedir.

“Bazen barışın kıymetini anlamanız için savaş gereklidir. Gün olur, diplomasinin savaşı önlemekte ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrenmemiz gerek.” –Sayfa: 14

“Hiçbir şeyiniz yoksa umut edin. Ama elinizde bir şans varsa, onu YAPIN!” –Sayfa: 54

“Zaten var olduğunuz bir dünyada Yürümek daha zordur.” –Sayfa: 54


Puanlama:


"Sınırdaki Ev"



Kitabın Adı: Sınırdaki Ev
Orijinal Adı: The House on the Borderland
Yazarı: William Hope Hodgson
Çeviren: Sönmez Güven
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Korku-Gerilim, Fantastik, Gizem, Bilimkurgu, Gotik Edebiyat
Sayfa Sayısı: 197
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
Korku edebiyatının ustalarından William Hope Hodgson’ın en önemli eseri olarak kabul edilen Sınırdaki Ev, bilimkurgunun, gotik edebiyatın ve fantastik kurgunun iç içe geçtiği tekinsiz bir öyküye sahne oluyor. Lovecraft’ın hayranlık duyduğu eserlerden biri olan bu kitap, yeraltı ile yeryüzünün, Dünya ile Kozmos’un, geçmiş ile geleceğin, gerçeklik ile fantastiğin arasında sıkışıp kalan bir münzevinin öyküsünü anlatıyor. Modern edebiyatın başlıca konuları arasına giren Zaman, Ev, Birey, Akıl gibi kavramlar hakkında yadırgatıcı bir bakış açısı sunan Sınırdaki Ev, her zaman “sınırlar”la ilgilenmiş olan korku edebiyatının bize tuttuğu aynalardan biri. Hodgson’ın da gösterdiği gibi, sırlarımız sınırlarımızda gizli.

Yorum

Berreggong ve arkadaşı Tonnison araştırma amaçlı olarak Ardrahan (Okurken ilk “Ardahan” diye okumuştum.) adlı bir kasabaya giderler ve ormanın içinde avlanıp beslenerek ilerlerler. Tesadüf eseri bir mağara keşfeden dostlarımız bu mağarada günlük şeklinde yazılmış, biraz hasarlı el yazmaları bulular ve hikayemiz bu el yazmalarında yazanları anlatmaktadır. Yazarının belirsiz olduğu bu el yazmalarında sahibinin taşındığı bir ev ve daha sonra başına gelen olaylar anlatılmaktadır.
Okurken gerçekten sıkıldığım ve herkesin okuyamayacağını düşündüğüm “Sınırdaki Ev” maalesef beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Sanki yazarımız elinde kalan 3-5 sayfalık denemelerini karıştırıp-biriktirip bu kitabı ortaya çıkarmış. Kitap ilk olarak Hindistan ve Mısır tanrıları ile başlıyor. Daha sonra, korku unsuru olarak domuz canavarlar çıkıyor ve adamın peşinden geliyor. Daha sonra, bir anda uzaya geçiyor ve karakter yaşlanıyor, dünyanın ve güneşin sonu gelmeye başlıyor (Zaman atlaması olmuş). Adam tekrar gençleşiyor yeni olaylar oluyor. Yani tam bir hengame. Bu kitaptan en az 10 konu ve hikaye çıkar. Maalesef, Lovecraft’tan tam not almış olsa da, bu kitap benim için sınıfta kalıyor. Keşke kitap tek bir tema üzerine yoğunlaşmış olsaydı. Zira her bir tema ayrı bir güzel ve ilgi çekici nitelikte, hatta bir yerde ilk defa bir korku romanında korktum diyebilirim. Her edebi eser kişiye göre değiştiği için yine de, kararı size bırakıyorum.

Puanlama:


"Uçan Şato"


Kitabın Adı: Uçan Şato
Orijinal Adı: Castle in the Air
Yazarı: Diana Wynne Jones
Çeviren: Cihan Karamancı
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Fantastik Macera, Gizem
Sayfa Sayısı: 248
Seri Adı: Yürüyen Şato II. Kitap
Satın Al: D&R

Tanıtım Bülteni / Arka Kapak:
“Hayal gücünüzü ve aklınızı şenlik alanına çeviren büyüleyici bir oyun…” Kirkus Reviews

ABDULLAH’IN HAYALLERİ GERÇEK OLUYOR!
Yürüyen Şato’nun yaratıcısı Diana Wynne Jones’un güçlü kaleminden çıkan yepyeni bir maceraya hazır mısınız?
Genç tüccar Abdullah’ın sıradan hayatı, bir yabancının kendisine sihirli bir halı satmasıyla birlikte altüst olur. Öyle ki, Abdullah hayallerini kurduğu hayatın tam ortasına düşer. Bir gece muhteşem bir bahçede uyanır ve hayallerinin kızı Gece Çiçeği’yle tanışır. Ancak, görür görmez aşık olduğu bu güzeller güzeli prenses kötü bir cin tarafından Abdullah’ın gözleri önünde kaçırılır. Böylece kahramanımız macera dolu bir takibe başlar.
Bu öyle bir maceradır ki, bir sürü sıradışı karakter de işin içine girer: aksi bir sihirli halı, sinirli bir şişe cini, sahtekar bir asker ve dik kafalı bir kara kedi. Acaba bu renkli tayfa kötü cinin gizemli evini bulup prenseslerle dolu şatoyu kurtarabilecek midir?

“Yürüyen Şato’nun devamı niteliğindeki bu coşkulu roman,mizahi öğeleri ve heyecanıyla bir önceki romanı aratmıyor.” ALA Booklist

Yorum

Bir önceki yorumunda serinin birinci kitabına hayran olduğumu belirttiğim gibi Yürüyen Şato serisinin ikinci kitabı olan bu kitabı da, elimden düşüremedim. Konu olarak biraz –tamam baya- Simbad ve Yürüyen Şato karışımı olmuş diyebilirim rahatlıkla. Öyle ki, temada çöl, cin ve sihirli halı üçlemesi açıkça mevcut. Fantastik öğelerin yanında yine o mizahi öğelerden vazgeçilmemiş kitabımızın konusuna gelirsek eğer; Abdullah’a babasından kilim dükkanı dışında hiçbir şey miras kalmamıştır. Bütün miras Abdullah babasının birinci eşine ve ailesine kalmıştır. Babası ona Abdullah hakkındaki bir kehanet yüzünden hiçbir şey bırakmamıştır. Bir gün Abdullah’ın kilim çadırından içeri eski bir kilimle bir adam gelir ve ona 500 altın sikkeye karşılık bu halının sihirli olduğunu söyleyerek satmaya çalışır ve Abdullah uzun pazarlık sonucunda bu halıyı 201 altın sikkeye alır. Günlerden bir gün Abdullah halının üzerinde uyuduğunda kendini bir anda bir sarayda bulur. Bu saray ona rüyalarındaki bir yer gibi göründüğü için karşısında prenses Gece Çiçeği’ni görünce ona prens olduğunu söyler ve daha sonra bunun bir rüya olmadığını anlayan Abdullah, prensese aşık olur. Keza prenseste öyle. İkisi kaçıp evleneceği ve Abdullah prens olmadığını söyleyeceği zaman kötü bir cin prensesi kaçırır ve suç o sırada saray bahçesinde olan Abdullah’a kalır. Artık o bir suçludur. Bu sırada Abdullah prensesinde bir kehanetle doğduğunu öğrenecektir. Prenses, babasında sonra ilk gördüğü erkekle evlenecektir, ama babası onu başka bir krallığın prensiyle evlendirmek istemektedir. Abdullah kimseyi prensesi kaçırmadığına inandıramadığı için hapisten kaçarak tek başına prensesi bulmaya çalışacağı bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta birkaç da dost edinecektir, ama bu pekte kısa olmayan bir yolculuktur ve bu dostlar biraz problemlidir.

Puanlama: